|
|
|
TESCİL ETTİRSEKTE‘Mİ KORUSAK, TESCİL ETTİRMESEKTE’Mİ KORUSAK ? |
|
Bu tekerleme yıllardır bir çok konuda söylenmektedir. Halen de güncelliğini korumaktadır. Tescil ettirmeden korumak olur mu ? Evet olur, ama şartları var. Halka mal olmuş ürünler, yıllardır kullanılmış ve halen kullanılan ürünlerin tescili olur mu? Tescil ettirmeden korunacak ürünlerimiz, ürettiklerimiz var mıdır?
Örneğin ; Bir araba lastiği , bir kapı kolu , bir masa , bir sandalye üretimi yapıyorsak bunları tescil ettirmemiz gerekir mi ? Bu ürünler, yıllardır yapılan klasik diye tabir ettiğimiz ürünlerse, bunlar yıllar önce tescil edilmiş ve tescil süreleri dolarak “tekel” olma haklarını yitirmişlerdir. Dolayısı ile herkesin üretimine, pazarlamasına açılmışlardır. Ancak, az önce saydığımız ürünler veya benzerlerinin yeni versiyonları, tasarımları, teknikleri değiştiyse, yeni şekilleriyle ve yeni teknikleriyle mutlaka tescil edilmeleri gerekir. “Kapı kolu varken” “elektronik kapı kolu” yada “alarmlı kapı kolu” v.b. bir çok yeniliklerle yeni bir ürün ortaya çıktığından, korunması gerekir. Bu korumanında tam bir koruma olması için; hem görselliğinin hem de tekniğinin korunması gerekir.Bu ürüne bir de isim koymuşsak bu isimde koruma kapsamına alınması gerekir. İşte bu yeni oluşan ürünü, görselliğini “ Endüstriyel Tasarım Tescili”yle, tekniğini “ Faydalı Model Tescili”yle, ismini de “Marka Tescil Belgesi”yle tam bir koruma sağlayabiliriz. Burada yine dikkat edilecek husus , ürünün tasarım ve faydalı model tescillerindeki sürelerdir. Görselliğini tescil ettirdiğimiz “tasarım tescil belge”sindeki süresi 5 yıldır. Bu beş yıllık süreç, ürününe göre beşer yıllık sürelerle en fazla beş kez uzatılarak toplamda 25 yıla kadar bir koruma sağlamaktadır. Ürünün teknik özelliğini de “Faydalı Model Tescili”yle 10 yıl süreyle koruyabiliriz. Bu sürelerin içinde üründe “tekel” olma hakkına sahipken, süre bitimlerinde o ürün halka mal olarak herkes tarafından üretilip satılabilir.Ancak, bu ürüne koyduğumuz isim “Marka” olarak tescil ettirildiğinden ve markalar on yılda bir yenilenerek sonsuza kadar korunduğundan, o marka her on yılda bir yeniletildiği takdirde, sonsuza kadar korunacaktır.Bu durumda ürün halka mal olsa bile “Markamız sonsuza kadar yaşayabilir” Örneğin “Marka olmuş bir çok ürün eskiyerek tarihe ve halka mal olsa bile markalar yaşamaktadır. Arçelik, Demirdöküm, Meşale gibi markaların ürünlerini sürekli yenilemelerine rağmen markalarını koruduklarını gözlemlemekteyiz.
Son günlerde, bizimde tartışmanın içinde olduğumuz bir konu ortaya atıldı. “ Turkısh Delight” Türk Lokumunun , Avrupa Birliğinde , Rumlar tarafından tescil edildiği ve artık bizim bu markayı kullanamayacağımız iddia ediliyordu . Bu iddiaların ortaya atıldığı günlerde televizyonların canlı haber programlarında ve ana haber bültenlerinde bu konunun yanlış aksettirildiğini, doğrusunun bu şekilde olmadığını izah etmeye çalıştık. Olayın gerçeği şu
Rumlar AB' ye “Giroskipu Delight “ ismiyle coğrafi işaret başvurusunda bulunmuşlardır. Bu coğrafi işaret tescili de itiraz için ilana çıkmış, herhangi bir itiraz olmadığı içinde tescil edilmiş. Ama Kıbrıs Rum kesiminde bir belediyenin “Giroskipu Belediyesinin” ismiyle “Giroskipu Delight” adıyla tescil edilmiş. Bu tescil “ Turkish Delight “ markasıyla coğrafi işaret başvurusuna yada tesciline engel değil ki . Ancak böyle bir başvuruda yok . Türk Lokumunun Türk Lokumu diye satılmaması diye bir şey söz konusu değil. Ancak bu konularda hiçte hassas olmadığımız bir gerçek. Türk Lokumuna rakip olacak bir lokum tescilli olarak Avrupa arenasına çıkıyor. Tescilli olduğu içinde, Türklerin lokumunu yemektense Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin lokumunu tercih ederek onun marka olmasını sağlayabilirler.
Neden biz böyle başvuruları yapmıyoruz? Çünkü coğrafi işaretler de kişisel başvuru yapıldığında, kişiye özel bir hak sağlamıyor. Yapılan masraflar genel kullanıcılar şartlara uyduğu takdirde herkes tarafından kullanıldığından, şahıslara veya firmalar bu işe sıcak bakmıyorlar. Ancak ticaret odaları, sanayi odaları, TOBB, belediyeler gibi kuruluşlar, hem ülkemiz adına hem de yörelerimiz adına bu hizmeti ve masrafını karşılayabilirler. Rum Baklavası, Rum Lokumu, Hellim Peyniri gibi bir çok ürüne AB’nde tescil olan Rumlar kendi ülkelerinin reklamını ve girişkenliklerini ve hatta tartışmaların oluşmasını çok da güzel beceriyorlar. Bu konuların tartışılması bile AB'de, internet’te, ulusal ve uluslar arası basında ki reklamını düşündüğümüzde ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Başına “Türk” kelimesi getirerek kimse ürünlerimizi AB nezdinde tescil ettiremez ama lokum, baklava, peynir, halı, kilim gibi evrensel ürünleri kendi ülke isimleriyle coğrafi işaret olarak tescil edildiğinde, zamanla tescilli ürünler revaçta ve marka olarak o ülke isimleriyle anılmaya başlandığında, tescilin önemini ortaya çıkacaktır. Bu yüzden, tüm yöresel veya ülkesel ürünlerimizi öncelikle Türkiye’de Türk Patent Enstitüsü’ne daha sonrada AB’ye tescil ettirmemiz gerekmektedir. Bu konuda Ticaret Odalarımıza, TOBB’ye, belediyelerimize iş düşmektedir. Umarım bundan sonra bu konularda daha dikkatli oluruz. |
|
|