Yeni dünya düzeninde fikirler, düşünceler kazanacak. Fikir nedir? Fikir; bir durumun tüm yönlerini içine alır ve bunu basitleştirir.Tüm gevşek uçları, uçuk gibi görünen kavramları birleştirir, sağlamlaştırır. Bu uçları düğümleyip bağlar.Başka bir tanımını da şöyle yapabiliriz. İnsan ihtiyaçları sonsuzdur.Bu sonsuzlukta, ihtiyaçları karşılamak üzere geliştirilen çözümler yumağıdır.
Bu tariflerimizden sonra konumuzu açmaya çalışalım.Dünyanın her yerinde sürekli insan ihtiyaçlarını karşılamak için maddi üretimler yapılmakta.Belki de var olan milyonlarca ürünlerden pek çoğu yıllardır insan ihtiyaçlarını gideren ürünler olarak karşımıza çıkıyor. Ama ilk çıkan ürünler genellikle bir ihtiyacı karşılasa da, hem teknik olarak hem de kullanım olarak bir süre sonra “ilk çıkan” “eski” “demode” olarak algılanabiliyor. Bu ürünlerin kullanımından doğan yada varoluş gerekçelerinin sonucu olarak karşımıza gelen sorunların çözümüde bir düşüncenin bir fikrin gelişmesiyle çok yakından ilgilidir.İşte tamda burada bu çözümü düşünmek, bulmak, denemek, olumlu sonuçlar alındığında da pazara sunarak, ihtiyaç sahiplerinin o çözüme göstereceği rağbet, kazanımların ilki olacaktır. Bu ilk kazanımı elde eden kişiler, kurumlar genellikle bunun maddi ve manevi hazzını aldıklarında buna doymayacaklardır. Dikkat edilirse, buluş sahipleri hep aynı kişiler ev kurumların değişik varyasyonlarından oluşmaktadır.Diğer rakipleri ise her defasında sadece izlerler ve bir süre sonrada ya yok olur giderler yada güdük kalırlar.
Bir buluşu yapmak, bir şey icat etmek fikirle başlar.Bu fikir ilk etapta çok uçuk, olması imkansız gibi görünen hayal ürünü olarak görülebilir.Ama ilk kıvılcım, ilk hayal buluşun, icadın ana motosudur. Fikirler illa da toplumsal olmak zorunda değildir.Bireysel çözümler içinde fikirler geliştirilir.Derslerinde başarısız olan bir öğrenci yeni bir çalışma programı bularak kendi bünyesinde uyan bir biçimde başarılı olabilir, yada işleri yolunda gitmeyen bir işveren değişik fikirlerle yöntemini, tarzını geliştirerek yeni fikirler üreterek pek ala işlerini yoluna sokabilir. Bunun için mutlak düşünmesi bir fikir geliştirmesi gerekir. Ama bu fikir, Amerika’yı yeniden keşfetmek olmayabilir. Ancak bireysel fikirlerinde aslında toplumsallığa dönüşmesi her zaman mümkün olabilir. Aslında her birey, ister kendi ve çevresi için olsun, isterse toplumsal olsun bir takım fikirler geliştirmek zorundadır, yani herkesin bir fikri vardır. Ancak bunu tamamlayacak unsurlarında olması gerekir. Bunlar; cesaret, azim, kararlılık, inanmak, sabır v.b. kavramlardır.
“Fikir üretenler nasıl kazanacak?” İşte bu soruya gelindiğinde geneli ilgilendiren fikirler, buluşlar ve bunların mutlak surette korunması sorunu da beraberinde geliyor. Dünyada her yıl binlerce, on binlerce fikir üretilip, bu fikirleri de yasal çerçevede koruma altına alınıyor, bu koruma gerek ülkesel bazda gerekse uluslar arası bazda yapılabiliyor. Bu koruma belgesinin adı faydalı model, endüstriyel tasarım yada patenttir. Dünyada her yıl yüzbine yakın patent alınmaktadır.Ülkemizde ise bu sayı sadece yüz dür.Oysa ben biliyorum ki, irili, ufaklı yüzlerce buluş yapılıyor ülkemizde, ülkemiz insanları tarafından. Eksikliğimiz, bunların koruma belgesi olan patentlerin alınmaması. Oysa özellikle Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu’da her fikir karşılığı geliştirilen bir ürün yada sistem patentleniyor, koruma altına alınıyor.Herkesin kullandığı bir ataç’ı, bir toplu iğneyi düşünün bunlarında bir patenti var. Şimdi halka mal olduğu için süreleri dolduğu için herkes tarafından kullanıma açık olabiliyor. Zaten patentli bir ürünün kullanım süresi 20 yıldır. Yani o üründe tekel olma hakkınız incelemeli patentte 20 yıl, incelemesiz patentte 7 yıldır. Bu süreleri iyi değerlendirmek gerekir, zira bu sürelerden sonra kendi buluşunuz artık halka mal olmuş bir ürün niteliği kazanacağı için herkes tarafından üretilip, verilebilmektedir.Teknolojik gelişmelerde bu süreler normaldir.Teknolojik bir üründe yeni bir buluş bulduğunuzda içinde kullanacağınız parçaların patenti bir başkasına ait ve yeni değil ise o parçayı buluşunuzda kullanamazsınız yada bunu kullanabilmeniz için, patent sahibinden lisans istemek zorundasınız. Aksi takdirde sadece küçücük bir parça için bile bulduğunuz buluş toplatılabilir. Nitekim böyle durumlar çok yaşanmıştır ve yaşanmaya devem edecektir.
Fikirlerimizi başkalarıyla paylaşmadan önce, ister yöntem yada sistem olsun, ister imal edilecek yeni bir konsept olsun patentini, tasarımını tescil ettirmeliyiz. Hem dünyada hemde ülkemizde “Sınai ve Fikri Mülkiyet Hakları” konusundaki cezai yatırımlar oldukça ağırdır. Bir çok mamül, eşya üretim yapabilirsiniz, bu üretimleri yapmak günümüzde teknolojik aletlerle artık çok kolaydır.Ancak “fikir üretmek” ne kadar teknolojiniz olsa da zordur. Hatta en zorudur. AR-GE’ler ilk zamanlarda fikirlerin uygulama yeri olarak kurulmuşlardı ancak, günümüzde AR-GE’lerin ilk basamağı “FİKİR ÜRETME BASAMAĞI” olarak geliştirildi. Değişik fikirlerin bir araya gelmesi, birbirinden etkilenmesi birbirini, birbirini tetiklemesi, buluşların, icatların birbirine çok benzemesi, dünyamızın biraz doymuşluğuna, biraz da tembelleşmesine yol acıyor. Amerika, Avrupa ve Uzakdoğu da akla hayale gelmeyecek ürünler, fikirler üretilip, piyasalara sunuluyor. Bu durum da ülkemiz insanlarını tembelliğe itiyor. “Yapılmamış, olmayan bir şey yok; yok yok” denilerek aslında ne kadar da yanlış düşünülüyor. Daha yapılmamış, olmamış, icat edilmemiş o kadar çok şey varki… Beklide milyonlarca, milyarlarca bulunmamış, yapılmamış fikir, ürün var. Bu fikirleri üretmeliyiz, hem kendimiz hem de insanlık adına, Nesillerimizi bu yeni fikirleri bulmaya yönlerdirmeliyiz. Buna ön ayak olmak zorundayız. Aksi taktirde yıllardır olduğu gibi, en taklitçi ülke, en çok sahtesi yapılan ürün ve fikir cenneti ve de hep “gelişmekte olan ülke” tanımlamasından bizlerde, bizden sonra gelecek nesillerimizde kurtulamayacaklar ve zamanla Afrika ülkesiyle eşit konuma gelme riskiyle karşılaşacağız.