Değerli okuyucularımız;bu sayımızda sürekli güçlü ekonomileri olan gelişmiş ülkelerin oluşturduğu sıcak savaş,çağdaş sömürgeler üretmeye çabalarken,bunların bu güce nereden ve nasıl başladığını bunu neden ve nasıl oluşturduklarını görmemiz açısından uluslar arası patentlerin buna nasıl zemin oluşturduklarını,birde bu bakış açısından değerlendirerek bilginize sunuyoruz.Ekonomisi güçlü ülkeler bu güçlerini sonsuza kadar korumak için,
Ürettikleri sattıkları her türlü ticari malı ve markayı uluslarası arenada nasıl koruduklarını ve bunların piyasa değerlerinin kaç milyon/milyar dolar değerinde olduklarını göreceksiniz.İşte bu güç ekonomik gücün uluslararası piyasadaki değerinden kaynaklanan en büyük güçtür.
Bu para ve gücü ne ile koruyorlar? Ve her geçen gün bu güçleri daha çok nasıl artıyor?
Avrupa birliği patent kanununu yeniden düzenleyerek, ABD ve JAPONYA’yla arasında oluşan yaratıcılık açığını kapatmaya çalışıyor. AB komisyonunca yapılan araştırmaya göre Avrupa’da bir çalışma için birliğin tüm ülkelerinden patent almak ortalama 52 bin dolara mal oluyor. Alma süreci, incelenmesi,bürokrasisi ise yaklaşık 3-4 yıl sürüyor. Bu kadar hızlı gelişen dünyada bu kadar maliyet ve zaman kaybı ABD JAPONYA ve yeni yıldız GÜNEY KORENİN ekmeğine yağ sürüyor. Çünkü bu ülkelerdeki maliyet en fazla 12 bin dolar ve süreçte en fazla 1 yıldır. Bu üç ülkenin patent uygulamalarındaki başarısını görmek için geçtiğimiz yılın verilerine bakmamız yeterlidir. Sıralamaya baktığımızda ilk 10 şirket bu üç ülkeye aittir. 2005’de 3 bine yakın patent olan IBM sahip olduğu toplam 40 binden fazla patenti ile yılda 1 milyar dolardan fazla kullandırma (LİSANS) bedeli alıyor. Bir zamanlar ülkemizin büyük üreticilerinden ‘’ARÇELİK’’ patent lisansı ödeme konusunda çok büyük sıkıntılar ve kriz yaşamıştır. Ne zamanki kendi üretip, kendi patentlerini oluşturmaya başldı o andan itibaren toparlanıp,ülkemizin en güçlü firmalarından biri oldu.Şu andada Türkiyede en çok patentli ürünü olan firma olma ünvanını devam ettiriyor. 10 yıllık deneyimlerimde gördüğüm şu ki;bizde’de çok mükemmel buluşlar,markalar,ürünler oluyor,ancak bunları nasıl koruyup nasıl uluslar arası arenada sergileyebileceğimizi bilmiyoruz, yada uluslar arası arenaya çıkarken ‘’Bize bir şey olmaz’’ mantığıyla çıkıp,hezimete uğruyoruz. Gelecekteki savaş birebir insanları veya ülkeleri silahla öldürme savaşı olmayacaktır. Zaten var olan ekonomik savaş şiddetini daha’da arttıracaktır. Bu ekonomik savaşta birinci kural patent ve marka koruması yani sınai mülkiyet haklarının çok iyi kullanılmasıdır. Bu korumaları olmayan şirketler ve devletler ne icat ederlerse etsinler asla bunların tekel haklarına sahip olmayacaklarından kaybeden ve sömürülen taraf olacaklardır.
Tam bu noktada;bu ekonomi dinamiklerinin nasıl korunduğu ve tüm dünyayı,bir örümcek ağı misali nasıl sardığına örnek olması açısından herkesin çok yakından tanıdığı Franchise sistemi ve bu sistemin uygulamasının nasıl sirayet ettiğine bakalım. 1999 yılında ABD’deki tüm perakende satışların % 35’ni Franchise mağazaları gerçekleştirmiş ve bu mağazaların gelirleri 800 milyar dolara ulaşmıştır. Yine aynı tarihte 7.2 milyon insanı istihdam eden franchise mağazalarının oluşturduğu Franchise ekonomisinin büyüme hızı,genel Amerikan ekonomisinin büyüme hızının altı katı olarak gerçekleşmiştir. Küçük ve orta boy girişimi yeniden tanımlayan Franchise kapitalist sistemde alışık olunan ‘’risk alan risk aldığı ölçüde büyüyebilen girişimci’’ olgusunu ortadan kaldırmış yerine ‘’Franchise dağıtan şirketin marka ve bilgisini kullandığı sürece,az çok garantili yaşayabilecek ve yine bu şirket tarafından bir kalemde silinebilecek girişimci’’ olgusunu koymuştur. Uluslar arası Franchise ekonomisinin baş aktörü Mc Donalds’ın, fikri üretim sayılabilecek ‘’Franchise Realty Corporation’’icadı gelinen nokta açısından aydınlatıcıdır.
Mc Donald’s vakası sadece ‘’hamburgerci satma’’ (marka-bilgi)
‘’hamburger satmak’’ tan (ürün) daha verimli olduğunu göstermesi açısından çarpıcı değildir.
Aynı süreçte bu şirketin ortakları ve yöneticileri (bekli de ABD) dev bir örümcek ağı oluştururlarken kanunların güvencesiyle yetinmeyerek, 600 sayfalık bir Mc Donald’s işletme kitabı ile ‘’Franchise Realty Corparation’’ şirketini koltuklarının altına alıp öyle yola çıkmışlardır. Kitap, Franschise verilecek kişilerin satır satır okuyup, harfi harfine uymak durumunda oldukları kuralları içermektedir. 1956 kurulan bu şirket ise aslında bir emlak şirketidir. Böyle bir gücü elinde bulunduran kişi,kurum,devlet tabiki tüm dünyadaki her şeye parmağını sokacaktır. Bu sistemlerin empozesi karlılığı,getirisi kişisel ve kurumsal olarak her iki tarafıda tatmin ederken,sisteme tabi olanları da sisteme kul,köle yapmaktadır. Bu zincirin bu tekelin kırılması da alternatif sistemlerle,bir anlamda ‘’Sınai Mülkiyet Haklarının’’ uluslar arası anlaşmalardaki ‘’ekonomik mülkiyet’’ açılımında yatmaktadır. Bunu iyi okuyan kişi,kurum,devletler örümcek ağlarına takılmazlar. Örnek mi ? İşte Japonya işte Çin işte Güney Kore.
GELELİM ÜLKEMİZDEKİ DURUMA;
Sahte ürün cenneti haline gelen ülkemiz;sahte ürünlerin iç pazarda satılması,hatta ihraç edilmesi,Türkiye’nin dünya pazarlarındaki,kalite üretici imajını korkunç bir şekilde zedeliyor.
Gümrüklerde başlatılan operasyonların yapılması çok yüksek tazminat ve ceza davaları oldukça caydırıcıdır. Ancak sadece bu sorunu yaşayan yada başına gelen firmalar için caydırıcı olabiliyor. Marka ve patent sahipleri tescilli markalarını ve ürünlerini mutlaka gümrüklere bildirmeli ve şikayetçi olmalıdırlar. Gümrükten çıkarken yakalandığında 10 gün içinde marka ve patent sahipleri gidip müracaat etmezlerse,o malı bırakıyorlar el koyulamuyor. Marka vekili ile gitmesi isteniyor. Gümrükte en çok taklidi yapılıp yakalanan markalar arasında Paul&Shark,Lacoste,Diesel,Adidas,Nike,Puma,Gucci,Armani gibi katma değeri yüksek markalar bulunuyor. En son 27 aralık 2005’de gerçekleştirilen operasyonda halkalı gümrüğünde 1 milyon doları aşan sahte ürün yakalandı. Bu firmalar kaçak olan ürünleri beyan etmedikleri içinde ayrıca kaçakçılık suçu da işlemiş oluyorlar.
Ekonomik gücün temel yapı taşlarından olan patent,marka genel anlamıyla ‘’SINAİ MÜLKİYET HAKLARI’’ konusunda önde olan tüm ülkeler, en güçlü ülkelerdir. Bu ülkeleri güçlü kılanda,ülkenin firmalarıdır. FİNLANDİYA’YI az gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların büyük çoğunluğu bilmez ama NOKIA markasını çok iyi bilirler.Ülkemizde bile düne kadar NOKIA markasının Japon yada Kore ülkelerinden birine ait olduğu sanılıyordu. Tek bir firma, tek bir marka, tek bir ürün küçücük bir ülkeyi dünyanın birçok devletinden daha güçlü kılabiliyor. Biz neden olmayalım?
Yabancı markalar;güçlü tüketim ülkesi olan Türkiye’ye teker teker gelmeye başladılar. Debenhams,Lefuture, Clup Monako,Next,Zora,Home,Oysho,Fornarino bayan,Gues,Guiseppo,Paul-Bear,Bershka, ve Stradivaruy,İstanbul Cevahir İş Merkezinde mağazalar açarak piyasamıza girdiler. ISO’nun (İstanbul sanayi odası) yaptığı araştırmalarda
Türkiye’nin ilk 500 firması araştırmasında yer alan 384 firmanın hiç birinin kendine ait bir patent başvurusu yoktur. Patent sahibi 116 firmanın ise toplam patent sayısı 4 bin 361 ABD’nin ilk 500 firmasının toplam patent sayısı 354 bin 316 1950 yıllarda Türkiye ile başlayan Güney Kore bile bugün 110 bin patenti vardır. 106 adette en çok ARÇELİK ilk sırada yer alıyor. Marka değeri milyar dolardır.
|
DÜNYADAKİ EN DEĞERLİ 10 ŞİRKET
|
DEĞERİ (miyar dolar)
|
|
MİCROSOFT
|
62
|
|
GE
|
55
|
|
COCA-COLA
|
41
|
|
CHİNA MOBİLYA
|
39
|
|
MARLBORA
|
38
|
|
WAL-MART
|
37
|
|
GOOGLE
|
37
|
|
IBM
|
36
|
|
CITIBANK
|
31
|
|
TOYOTA
|
30
|